Ozon tabakası deliği küçülüyor

Print Friendly, PDF & Email

NASA’nın Aura Uydusu’nun yaptığı gözlemler ozon tabakasındaki deliğin küçüldüğünü gösteriyor. Bunda başrolü oynayan ve 196 ülke tarafından imzalanan Montréal Anlaşması, diğer çevre sorunlarının çözümünde önemli bir örnek olabilir.

Yakın zamanlarda adını pek duymasak da 1980’lerdeki bültenlerden ozon tabakası haberleri eksik olmazdı. O sıralar parfüm gazlarının ozon tabakasını deldiği ve insanlık önlem almazsa güneşten gelen zararlı UV dalgalarının deri kanseri vakalarını artıracağı konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapılıyordu. Bugün 2018’e geldik ve insanlık olarak birlikte hareket edip bir şeyleri başardığımızı görmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Geçtiğimiz haftalarda bir basın bülteniyle verilen NASA’nın Aura uydusundan gelen son gözlemsel veriler, ozon tabakasındaki deliğin büyük oranda kapanmaya başladığını, yani dünyamızı zaman içinde iyileştirmeye başladığımızı gösteriyor! 

Ozon, diğer birçok elementlerle kolayca reaksiyona giren, kimyasal olarak aktif ve renksiz bir gaz. Dünya yüzeyine yakın bölgelerde bu reaksiyonlar bitkilere zarar verdiği gibi insanların akciğerlerini de olumsuz etkiler. Ancak ozon, atmosferin üst katmanlarında yoğun oranda bulunur, Güneş’ten gelen yüksek enerjili morötesi (ultraviyole B ya da UV-B) dalgaların emiliminde büyük rol oynar ve yüzeyde yaşayan bizleri korur. Ozon tabakası olmasaydı Güneş’ten gelen UV radyasyonu deri kanseri, gözlerde katarakt, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi tehlikeler yaratır, bitki yaşamını da büyük oranda hasara uğratırdı. 

Atmosferin yükseklerindeki ozon tabakası, yeryüzünü Güneş’ten gelen yüksek enerjili morötesi dalgalardan koruyor.

Güneş etkisi

Teknolojinin 20’nci yüzyılda hızla gelişimi ile insan üretimi kloroflorokarbon (CFC) gazları ve türevleri hayatımızın birçok alanında kullanıma girdi. CFC, uzun yaşam süreleri olan gazlardır ve eninde sonunda atmosferde yükselerek stratosfer katmanına kadar ulaşırlar. Burada Güneş’ten gelen morötesi (UV) radyasyon ile CFC bileşeni kırılıp klor atomunu açığa çıkarır ve sonrasında da klor atomu ozon molekülleri ile etkileşime girerek ozonu parçalar ve yok eder. 

Uzun yıllar boyunca kullanılan klor ve brom içeren gazlar, özellikle güney yarımkürenin ilkbahar aylarında ozon ile tepkimeye girerek güney kutup bölgesindeki ozon katmanını yok ediyordu. Bu yok olan bölgeye “ozon deliği” denir. Öte yandan küresel atmosferde de yüzde dörtlere varan bir incelme oldu. 

Ozon deliğinin varlığı, Britanya Antarktika Taraması (British Antarctic Survey) kapsamında bilim insanlarının 1985’te Antarktika’da yaptığı gözlemler ve sonrasında bunların NASA uydularından gelen verilerle karşılaştırılmasıyla kanıtlandı. Aslında CFC gazlarının ozon tabakasına zarar verdiği ile ilgili ilk çalışmalar 1973 yılında Frank Sherwood Rowland ve Mario Molina adlı iki kimyacı tarafından keşfedilmişti. Ancak CFC gazları o kadar büyük bir endüstrinin parçasıydı ki, insanları bu konuda ikna etmek hiç de kolay olmadı. Hatta “bunlar bilim kurgu hikâyesi” diyerek çalışmanın doğru olmadığını göstermeye çalışanlar oldu. 

Ta ki, 1985’te gerçek zarar ortaya çıkana dek. Ancak ondan sonra tehlikenin boyutu anlaşıldı ve sadece iki sene sonra 16 Eylül 1987’de ülkeler Montréal Protokolü’yle birleşti. Ülkeler “Ozon Tabakasını Tüketen Maddeler” çalışmasını yapıp CFC gazlarının üretimini regüle etmeye yönelik anlaşmayı imzaladı. Anlaşma 1 Ocak 1989’da yürürlüğe girdi. Montréal Protokolü’nde sonradan yapılan düzenlemelerle CFC gazları üretimi uluslararası olarak tamamen yasaklandı. Özellikle buzdolaplarında kullanılan freon gazı (bir çeşit CFC), ozon tabakasına zararı olmayan, içerisinde klor atomu içermeyen hidroflorokarbon (HFC) türevi gazlar ile değiştirildi. Tabii Rowland ve Molina’yı unutmayalım, onlar da bu önemli çalışmalarından dolayı 1995 Nobel Kimya ödülü aldı. 

AURA’nın gözünden

NASA Jet İtki Laboratuvarı’nın ürettiği Aura Uydusu, son yaptığı gözlemlerde bizi mutlu eden fotoğraflar ve veriler gönderdi. NASA Goddard Uzay Merkezi’nden bilim insanı Susan Strahan’ın ekibinin çalışmalarının sonucuna göre “dünya milletlerinin sağduyulu yaklaşımı sayesinde atmosferimize verdiğimiz zarar, 2005 yılında aynı Aura Uydusu’nun yaptığı ölçümlere oranla yüzde 20 tamir edilmiş durumda”. Aslında istatistiksel metotlarla yapılan analizlerde ozon deliğinin kapanmaya başladığı bulunmuştu. Ancak Aura Uydusu bize son ölçümlerinde, ozon tabakasındaki elementlerin kimyasal bileşimini de çıkartarak hem ozon deliğinin kapanmaya başladığını kanıtladı, hem de klor oranının düştüğünü bularak bunun CFC kullanımını düşürdüğümüzden kaynaklandığını göstermiş oldu. 

Toplam 196 ülke tarafından imzalanıp hükümetler tarafından meclislerinden geçirilen Montréal Anlaşması için Birleşmiş Milletler’in eski genel sekreteri Kofi Annan “belki de dünyanın kabul edip hızlıca uyguladığı ilk ve tek uluslararası anlaşma” diyerek bu büyük işbirliğine vurgu yapmıştı. Aynı başarıyı örneğin küresel iklim değişikliği sorununu çözmek için hazırlanan Kyoto Protokolü’nde yakalayamadık. Belki de Montréal Protokolü’nün başarısının sebeplerinden biri kamuoyunun doğru şekilde ve hızlıca bilinçlendirilmesiydi. Ben 1980’lerin sonu 1990’ların başında ilkokula gidiyordum ve sürekli ozon tabakası sorunundan bahsedildiğini hatırlıyorum. Büyük bir bilinçlendirilme çalışması yapılmıştı. Halk da destek verince hükümetler bu anlaşmayı uygulamak ve devam ettirmek konusunda cesur davranabildi. 

CFC gazlarının kalıcılığından bahsetmiştim. Bu gazlar atmosferde 50 ile 100 yıl gibi uzun süreler boyunca dolaşıyorlar. Yani aslında bugünkü deliğe sebep olan spreyler, buzdolabı gazları, parfümler belki de 50 yıl önce havaya karışmıştı. Geçen yaz yapılan gözlemlere göre ozon tabakasındaki deliğin boyutu ABD coğrafyasının yaklaşık iki buçuk katı. Kısacası hâlâ yolumuz var, ancak öngörüler, eğer böyle giderse ozon tabakasındaki deliğin 2060 ile 2080 yılları arasında tümüyle kapanabileceğini gösteriyor. Dünya milletlerinin gezegenimizi koruma konusunda her zaman bu şekilde birlikte çalışması umuduyla… 

Bu yazı Atlas Dergisi için yazılmıştır, dergi sayfalarını indirmek için pdf’i tıklayınız.

Uzay Atlası (Atlas – Şubat 2018)

İLGİLİ