Su ayıları Ay’da

Print Friendly, PDF & Email

Geçen Ay uzay yolculukları meraklıları olarak, 11 Nisan’da yüzeye arparak düşen İsrail’in Ay misyonu Bereşit’te (Beresheet) küçük bir yolcu kabini olduğunu ve yolcularla da dolu olduğunu öğrenerek küçük çaplı bir şok yaşadık.  

Tabii yine de sakin olmak lazım, yolcu kabini derken küçük bir DVD’nin katmanı ve yolcular da derken her türlü zorlu şart altında hayatta kalmayı başarabilen küçük su ayılarından (tardigradlar) bahsediyoruz. Detaylara geçmeden önce, bu küçük canlıların ne olduğundan başlayalım. İlk olarak 1773 yılında Alman zoolog (hayvanbilimci) Johann August Ephraim Goeze tanımlamış ve sekiz bacaklı bu canlıları ve “su ayısı” (water bear) olarak isimlendirmiştir. 1776’da da İtalyan biyolog Lazzaro Spallanzani ise bunların süper güçleri olduğunu fark edip türe genel olarak latince “tardigrade” ismini vermiştir. Özellikle Türkçe’de uzun yıllar boyunca hep tardigrad ismi kullanıldığından dolayı su ayısı ismi sanki uydurma gibi görünse de aslında ilk andan beri bu canlının isminin bu olduğunu belirtmeliyim. 

En dayanıklı canlılardan biri 

Su ayıları, büyüklüğü 0.05 mm’den 1.5 mm’ye kadar uzanan ve su içinde yaşayan mikroskobik canlılardır. En büyük özellikleri de bugüne kadar canlılar dünyasında, her türlü zorlu koşula en güçlü direnç gösteren canlı olarak bilinmesidir. En derin okyanus diplerinden, Himalayalar’a, Antarktika’dan, sıcak su gayzerlerine kadar her yerde yaşayabiliyorlar. Hatta 1920’lerde biyolog Gilbert Rahm, su ayılarını 151 santigrat derecede vücudundaki bütün suyu buharlaştıracak kadar yüksek bir sıcaklık içinde 15 dakika kaynatmış. Bunun ötesinde -200 santigrat derece gibi hiçbir canlının dayanamayacağı kadar kadar aşırı soğuk bir ortamda 21 ay tutmuş. Hatta bununla da yetinmemiş, sıvı azot içine atıp -253 santigrat derecede 26 saat bekletmiş ve hatta ve hatta bu da yetmeyip daha ne kadar zorlayabilirim diye uğraşırken sıvı helyum içine atıp -272 C derecede 8 saat tutmuş. Biliyorsunuz ki, -273 C derece mümkün olabilecek en düşük sıcaklıktır. Ve netice olarak sürpriz! Tüm bu zorlu maceralardan sonra su ayıları tekrar normal ortama geri döndüklerinde yaşama da geri dönmüşler. Bunun ötesinde, günümüzde Uluslararası Uzay İstasyonunda yapılan deneylerde de direkt Güneş radyasyonuna maruz bırakılan su ayılarının tekrar canlandığı görülmüş. 

Bu becerinin sırrı ne? 

Eminim nasıl oluyor bu durum diye merak ettiniz. Su ayıları ekstrem şartlardaki ortamlara girince bir savunma mekanizması olarak içine kapanıyor. Vücudundaki su oranının yüzde 99’unu dışarı atıp bütün yaşamsal metabolizma aktivitelerini geçici olarak durdurup kriptobiyosis (cryptobiosis) adlı bir safhaya geçerek küçük bir fıçı haline geliyorlar. Teknik olarak ölü diyebileceğimiz bir durumda da olsa, işin çok ilginç tarafı bu ortamdan kurtulup bir iki damla su içine yeniden bırakılınca, sistem yeniden çalışmaya başlıyor ve bu canlılar yaşantılarına devam ediyor. Burada şu soru aklınıza gelebilir. Fıçı durumunda ne kadar kalabilirler? Bildiğimiz kadarıyla on yıllarca. Hatta bir müzede 100 yıldan fazla fıçı halde kalan su ayısını yeniden sulandırmışlar ve neredeyse hepsi kaldığı yerden geri dönmüşler. Bu satırları okuyan birçok kişi, benim gibi su ayıların özellikle bu özelliğini büyük bir kıskançlık içinde okumuş olduklarını tahmin ediyorum. 

Su ayıları her yerde 

Diyeceksiniz ki ne yer ne içer bu hayvancıklar. Bu kadar süper kahraman özelliklere ulaşmak için herhalde kahvaltıda uranyum yiyip, akşam yemeğini de kripton tatlısı ile tamamlıyorlardır. Ne yazık ki hayallerimizin ötesinde bir besin anlayışları var. Sekiz bacaklı ve her bacaklarında da pençelerinin olması ve hortumlu bir ağzı olması sebebiyle çevresindeki bildiğimiz bitki ve hayvan hücrelerindeki besini çekerek besleniyorlar. Pençeleriyle de kendilerinden daha küçük bakteri veya canlıları da yiyebiliyorlar ama genel olarak otçul canlılar denebilir. Çok ilginç diğer bir özellikleri de su ayılarının dış yapılarının çok ince neredeyse saydam olması. Hatta mikroskopla incelemek için üzerine ışık tuttuğunuzda bile iç organlarını ve biyolojik aktivitelerini görme imkânımız var. Bu kadar zor şartlar altında yaşamayı bilen su ayılarını görmek herhalde bayağı şans işidir diye düşünürken bir bataklıktan veya çamur birikintisinden bile su ayıları toplanabildiğini öğrendim. YouTube’de çevremizde nasıl kolayca bulunabildiğine dair birçok videoya rastladım. Hatta iyi yıkanmayan marul veya sebzelerimizde de su ayılarına rastlamak gayet olası imiş. Neyse ki yemiş olsak bile bize bir zararları yok. Çünkü direk midemize inince her ne kadar aşırı dayanıklı canlılar da olsalar, midemizdeki yoğun aside dayanamıyor ve parçalanıyorlar. Parazit yaşam tarzına da sahip olmadıklarından dolayı insanlar için herhangi bir hastalık taşımıyorlar. 

Su ayıları Ay’a nasıl gönderildi? 

Açıklamaya göre, SpaceIL şirketinin de su ayılarının Ay’a gönderildiklerinden haberi yokmuş. Bunu kar gütmeyen bir dernek olan Arch Mission Foundation (AMF) isimli bir kuruluş organize    ediyor. Bu kuruluşun temel amacı uzaya giden bazı misyonlar üzerinde Dünya’yı tanıtan belge, resim, ses gibi bilgiler göndermek. Bir nevi Nuh’un Arkı (gemisi) düşüncesiyle, olur da Dünya’ya bir gün bir şey olursa “Homo sapiens buradaydı ve bir medeniyet inşa etti” şeklinde bir mesajı uzaylılara aktarmak. Tabii resmî açıklamaları, Arch’ın İngilizce Archive (arşiv) kelimesinden geliyor olduğu yönünde. Böylece kurum, SpaceIL ile anlaşıyor ve Bereşit üzerine konulmak üzere her biri birkaç mikron kalınlığında, nikelden, 25 katmanlı DVD büyüklüğünde bir kütüphane hazırlıyor. İlk dört katmanda 60 bin yüksek çözünürlüklü resim, kitaplar, dil anahtarları ve kalan 21 katmanı da çözecek kripto kılavuzu içeriyor. Kalanında da İngilizce Wikipedia ve binlerce klasik kitap var. Milyonlarca yıl dayanmasını bekledikleri bu diskin bir katmanında da yazının başında söylediğim küçük bir yolcu kabini varmış ve buraya da küçük su ayıları konulmuş. 

Su ayıları Ay’da yaşayabilecek mi? 

Uzay misyonları sürprizlerle doludur. Her ne kadar her şeyin planlandığı, iyi bir uzay aracı yapmış olduğunuzu tahmin etseniz de bazı öngörülemeyen durumlar bütün misyonu başarısız hale getirebiliyor. Bereşit, Ay’a kadar ulaşmış olsa da son safhada arıza verip direkt çakılan bir araçtır. Son gelen telemetri verisine göre, aracın hızı yüzeye son 150 metre kala saatte 500 km gösterdiğinden çok şiddetli bir şekilde çakıldığına eminiz. Dolayısıyla Arch derneğinin diskinin bu çarpışmadan sağ çıkıp çıkmadığı, hele ki içindeki su ayılarının etrafa dağılıp dağılmadığını bilmiyoruz. Derneğin yaptığı açıklamaya bakılırsa, yaptıkları diske su ayılarının süper güçleri kadar güveniyorlar ve bir şey olmamış olacağını tahmin ettiklerini söylüyorlar. Bir şey olsa da olmasa da şu anda o disk ya da diskin parçaları Ay’da yerde duruyor, içindeki su ayıları da çarpışmadan canlı çıktılarsa fıçı pozisyonunda yıllarca orada bekleyecekler. Tabii ilk akla gelen soru olarak madem oraya canlı gönderildi, orada üreyip bir yaşam ortamı oluşturulabilirler mi diyebilirsiniz. Bu biraz zor. Çünkü Ay, kendi ekseninde 27 günde dönüyor ve 2 hafta gündüz, 2 hafta gece oluyor. Bu gece-gündüz arası sıcaklık farkı da oldukça yüksek (+130 C derece ile -170 C derece arasında). Su ayılarının ekstremofil olup olmadığı konusunda da belli bazı tartışmalar   var. Su ayıları, her ne kadar ekstrem şartlar altında yaşayabiliyor olsa da yine de sıcaklığın ortalama olduğu, suyun sıvı olup, içinde besin olabilecek canlıların olduğu ortamda yaşamayı seviyorlar. Dolayısıyla bu canlı ne kadar Ay’da toprak altında su ortamı bile bulsa, bu sıcaklık farkından ve radyasyondan dolayı hayatının uzun bir süresini fıçı halde geçirmek zorunda kalacak. Fıçı halde de üreyemeyeceğinden dolayı büyük ihtimalle müzede bizlerin üzerine su döküp yaşama kavuşturduğu su ayıları gibi, bizi bekleyecek olabilirler. Belki de insanlık Ay’da koloniler kurduğunda, bu çarpışma yerini gezen bir çocuk bu diski bulacak ve su ayılarını yıllar sonra canlandıracak. Buradan da bir film çıkar belki kim bilir? 

Bu yazı Popular Science Turkiye Dergisi için yazılmıştır, dergi sayfalarını indirmek için pdf’i tıklayınız.

Yıldız Günlükleri (Popular Science Turkiye – Eylül 2019)

İLGİLİ