SpaceX: Bir Uzay Şirketinin Anatomisi

Print Friendly, PDF & Email

SpaceX’in Falcon Heavy roketi, 6 Şubat 2018’deki tarihi test fırlatışını başarıyla gerçekleştirdi.  Şimdi diyebilirsiniz ki, uzaya zaten sürekli roketler gönderiliyor, bunun ne farkı var? Şöyle söyleyelim, her roket uzaya taşıyabildiği yükün ağırlığına göre çeşitlilik gösteriyor ve ne kadar ağır yük taşınmak istenirse o kadar büyük ve güçlü bir rokete ihtiyacımız olmuş oluyor. SpaceX, Falcon Heavy ile gelecekte hem insan ve ağır yükleri uzaya gönderebileceği gibi, hem de roketin parçalarını Dünyaya sağlam bir şekilde geri indirmeyi başardığından bu fırlatılışın uzay yolculukları tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edebileceğini söyleyebiliriz. 

Şöyle ki, 100 yıl önce yaşadığımızı düşünelim. Şehirler ve ülkeler arası mesafelerin uçarak çok kısa sürede gidildiğini duydunuz ya da duymadınız, (çünkü 1918’deyiz, Wright Kardeşler daha 1904 yılında güç kullanarak uçmanın temellerini yeni atmışlardı, yani o sıralarda haberleri takip etmeyen birisi bunun hayalini bile kurmamış olabilir) ve hayallerinizin bile ötesinde belki bir gün “ben de uçabilirim” diyorsunuz. Wright Kardeşlerin bu icadının hemen ardından birçok kişi, kurum ve devletler uçma olayına el attı ve kısa zamanda bu alanda birçok kaliteli insan yetişti. 100 yıl sonra bugün, bir yere gitmek için havaalanına gidiyoruz, uçağa biniyoruz, birkaç saatte gideceğimiz yere ulaşıyoruz. Sonra aynı uçağa yakıt konuluyor, yeni yolcularını alıyor ve en fazla 1 saat içinde yeniden havalanıyor ve yeni hedefine doğru yola çıkıyor. Peki şöyle düşünseydik, uçağa biniyorsunuz ve indiğiniz yerde uçak çöplüğe atılıyor. Dolayısıyla tek uçuş maliyeti ne kadar yüksek olurdu, değil mi? 

İşte roket teknolojisi ile uzaya çıkmaya başladığımızdan beri yapamadığımız olay bu, roketler hep tek kullanımlık oluyor ve aynı roketi yeniden kullanamıyorduk. Dolayısıyla maliyetler her zaman yüz milyonlarca dolar civarında oluyordu. Ta ki, SpaceX’in başarılı Falcon 9 roketlerine kadar! Özellikle 2000’li yılların başlarında irili ufaklı onlarca uzay şirketleri kuruldu ve bir çoğunun amacı ucuz bir şekilde uzaya çıkabilmek ya da çıkabilecek bir firmaya veya kuruma parça sağlama amacı taşıyordu. Uzay işi hem riskli bir iş, hem de yatırım yapıldığında kısa vadede kar sağlama olanağı çok düşük bir iş olarak söylenebilir. O nedenle bir girişimci olarak uzay şirketi kurup, kar etmeyi beklemek belki en az 10 yıl sürebilir. Dolayısıyla bu kadar sabırlı olabilmek için şirketin sahibinin ancak çok zengin olması ya da çok zengin yatırımcıdan yüksek ve düzenli bütçe sağlanması gerekiyor. Elon Musk, kendi ömrü içinde insanların Mars’a gitmesi, Mars’ta insanların uzun süreler yaşaması ve hatta orada bir koloninin kurulduğunu görme hayaliyle 2002 yılında bir özel teşebbüs olarak kişisel parasını kullanarak SpaceX’i kurdu. 

Elon Musk

Elon Musk, Güney Afrika’da 1971 yılında doğdu ve küçüklüğünden beri gelen bilgisayar ve teknolojiyle olan ilgisini gençliğinde yüksek karlı girişimler kurarak ilerletti. Güney Afrika’nın zorunlu askerlik hizmetini yapmamak için 17 yaşında Kanada’ya taşınarak Queen’s University, Kingston’da iki yıl okudu. Sonrasında ABD’ye gelerek Pennsylvania Üniversitesinde fizik ve işletme lisansı bitirdi. Sonrasında 1995 yılında Stanford Üniversitesi’nde doktora programına kabul edilmesine rağmen 2 gün sonra doktora yapmaktan vazgeçerek, şirketlerin internete içerik girmesini kolaylaştıran Zip2 isimli bir şirkete kurucu ortak oldu. 1999 yılında Zip2’nin Compaq’a 307 milyon dolara satılmasının ardından %7 ortaklığı sonucu 28 yaşında cebine 22 milyon dolar girmiş oldu. Bu kazancının 10 milyon dolarını X.com isimli bir online banka şirketine yatırdı. Bu şirketin gelişiminin ardından 2001 yılında Confinity ile birleşerek PayPal’a dönüştü. İnternet üzerinden para transferini kolaylaştıran PayPal, 2002 yılında eBay tarafından 1.5 milyar dolara satın alınarak, Elon Musk’ın hissesine 165 milyon dolar düştü. Bu noktada birçok insanın yapacağı şey büyük ihtimalle bu para bana yeter bundan sonra bir sahil kasabasında balık tutarak ömrümü geçireyim şeklinde olabilir. Tam tersine Elon Musk, bu parasının neredeyse tamamını çok riskli 2 şirketin kurulumuna yatırdı. 2002 yılında uzay şirketi SpaceX ve 2003 yılında elektrikli araba şirketi Tesla. Hadi herkesin çekindiği ve neredeyse pek de kimsenin cesaret edemediği uzay şirketi kurmak her zaman riskli de, bu kadar aşırı güçlü araba şirketlerine rakip olabilecek bir araba şirketi kurmak, hele elektrikli araba yapmayı planlamak daha ayrı bir risk idi.

Ticari Şirketlere Destekler

Uzaya giden roketler içinde en büyük ve en güçlü roketler, Saturn V roketleri idi. İnsanlık 1969-1973 yılları arasında Ay’a Apollo programı ile 6 kez bu roketlerle gitmişti. Ancak Ay programı hedefine ulaşınca yani Sovyetler Birliği’ne karşı üstünlük sağlandıktan sonra Ay yolculuklarından vazgeçildi ve sonrasında bir daha Ay’a insan gönderilmedi. Dolayısıyla böyle bir hedef de olmayınca, Saturn V gibi güçlü roketler üretilmesi konusunda geri kalındı ama onun yerine “space shuttle” uzay mekiği projesine ağırlık verildi. İlk mekiğini 1977’de fırlatılan mekik programı 1981 yılında insan taşımaya başladı. 2011 yılına kadar 133 defa bu mekikler ile insanlar uzaya çıkarıldılar. Bundan sonra ABD programları için uzaya insan gönderilmesi Rusya’nın Soyuz roketine kaldı. Uzay mekiği programı her ne kadar çok pahalı bir yatırım olsa da, baştan yapılan yanlış bir strateji ile uzay mekiği programı dışında başka bir roket programı desteklenmeyince bütün yumurtalar tek sepete konulmuş gibi oldu. Özellikle 1986’daki Challenger ve 2003’teki Columbia kazalarından sonra her birinin ardından iki buçuk yıl olmak üzere beş yıl mekik programı, kazaları araştırmak üzere durmuştu. Dolayısıyla o sepet düşünce bütün yumurtalar kırıldı. 2011 yılında verilen kararla artık çok yaşlanmış olan uzay mekikleri, Atlantis’in son uçuşuyla emekli edildi ve kalan mekikler müzelere gönderilerek uzay mekiği programı tamamen bitirildi. Dolayısıyla Uluslararası Uzay İstasyonuna (UUİ) astronot göndermek için her biri 63 milyon dolar tutan 12 Rus fırlatmasına 763 milyon dolarlık kontrat imzaladılar. 

Her uzay mekiği fırlatılışının 450 milyon dolar gibi uçuk bir maliyeti vardı. Bütün uzay mekiği programının maliyetinin de 196 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bundan dolayı ABD hükümeti 2005 yılında, bu fırlatma hizmetlerini gerçekleştirmesi için özel şirketlere destek verip onların insanlı uçuş yapabilecek kapasiteye gelmesi icin çalışmalar başlattı. 2005 yılında Bush yönetimi, COTS (“Commercial Orbital Transportation Services”) programı başlatarak, UUİ’ye kargo götürüp getirebilecek şirketleri desteklemek üzere toplam 500 milyon dolar ayrılmasına karar verdi. Sonrasında Obama yönetimi de bu programın başarısından dolayı toplam 500 milyon dolar olan bütçeyi, yıllık 500 milyon dolara çevirdi. O zamandan beri hala bu program devam ediyor. 

O sıralarda bir uyduyu uzaya gönderebilecek bir roket yapmak sadece devletlerin yapacağı bir iş olduğundan bu konuda iyi uzmanlık seviyesine sahip mühendis ve bilim insanları da büyük oranda ya devlete çalışıyordu ya da devlete iş yapan taşeron büyük şirketlere. O nedenle en kaliteli yetişmiş uzay mühendislerini bulmak kolay değildi. Çünkü o sıralar birçok uzay şirketi açılıp kapanıyordu ve hele stabil işi olan kaliteli uzay mühendisleri diğerlerinden farkı henüz belli olmayan bir uzay şirketine girmek için büyük riske girmesi gerekiyordu. Bu mühendislerin en iyilerinden birisi olan Tom Mueller, Elon Musk’a katılınca işler değişti ve sıfırdan SpaceX için roket dizaynı yaptı ve bununla beraber SpaceX’in ilk kontratları başarıyla almasını sağladı. Mart 2006‘da ilk roketleri olan Falcon 1’in deneme uçuşunda başarılı olunca NASA, aynı yıl 278 milyon dolar ile destekleyerek, Uluslararası Uzay İstasyonuna (UUİ) kargo götürüp getirmesi için de bir deneme yapmasını istedi. Bundan da başarıyla çıkınca Aralık 2008‘de NASA ile 1.6 milyar dolarlık bir anlaşma imzalayarak 12 kez UUİ’ye kargo götürüp getirmesi sağlandı. Bu destekler ve kontratlar ile aslında NASA, SpaceX’in iyi bir müşterisi haline gelmiş oldu. Elon Musk’ın da birçok defa dile getirdiği gibi NASA, hem maddi hem de bilgi transferi bakımından SpaceX’in başarılı olması ve gelişmesi için sürekli destek vermiş oldu. 

O sıralarda yeni konseptlerde roket tasarımı olanlar ve öngördükleri zaman icinde yapılabilirliği makul bulunan birçok uzay şirketine maddi destek verildi. Söz verdikleri kilometre taşlarını tamamlayan şirketlere destek devam etti. SpaceX destek verilen şirketlerden sadece biri. Ucuz ve verimli roket dizaynlarının yanında birinci kat iticilerini geri getirme kapasitesi olan SpaceX, bu süreç içerisinde NASA’dan iki milyar dolardan fazla destek ve/veya kontrat almış oldu. 

SpaceX, hızlı gelişimiyle endüstrideki diğer rakiplerine çok büyük fark attı. Daha önce defalarca faydalı yük fırlatan ve başarısını kanıtlamış olan Falcon 9 roketleri, birçok defa birinci kat iticisini Dünya’ya güvenli bir şekilde indirmeyi başarmıştı. Falcon 9’larda dokuz adet Merlin motoru bulunuyor. Henüz yeni testi yapılan Falcon Heavy ise, geliştirilmiş olsa da temelde üç Falcon 9‘un yan yana konulması ile oluşturuldu. Ancak Elon Musk, fırlatma sonrasında yapılan basın toplantısında, bu birleştirmenin çok da kolay yapılmadığını, birçok yerin yeniden dizayn edildiğini ve hatta birçok defa Falcon Heavy programından vazgeçmeyi bile düşündüğünü söylemişti. Dolayısıyla bu testte geri dönmesi beklenen üç tane birinci kat iticileri vardı. Bunlardan yanlarda bulunan iki tane birinci kat iticileri başarılı bir şekilde Kennedy Uzay Merkezi’ndeki iniş platformlarına inerken, ortada bulunan merkez iticisinin okyanusa inmesi planlanıyordu, ancak tam inişte yaşanan kaza ile kaybedildi. Maliyetlere gelirsek, örneğin Falcon Heavy’nin birinci kat roketleri hiç geri getirilememiş bile olsaydı 150 milyon dolar tutuyordu. Bu fiyat, benzer kategoride roket üreten en yakın rakibi olan Delta IV Heavy’den bile 250 milyon dolar daha düşük. Birinci kat roketlerin de kurtarılmasının ardından fiyatlar 90 milyon dolar mertebesine düşmüş oldu. 

Falcon Heavy

Falcon Heavy, 70 metre yüksekliğinde ve 27 motorunun 2,3 milyon kg fırlatma gücü ile Yakın Dünya Yörüngesine (LEO) 63,8 ton yük çıkarabilme kapasitesine sahip. Tabii daha uzaklara gitmek isteniyorsa bu oran biraz daha düşüyor. Örneğin geostationary yörünge olan telekomünikasyon uydularının bulunduğu 35.786 km yukarıdaki GTO yörüngesine 27,6 ton, Mars’a 16,8 ton ve hatta Plüton’a da 3,5 ton yük götürebiliyor. 

Normalde test fırlatışlarını izlemek her zaman heyecan verici olmaz, çünkü başarılı olma şansı kesin değildir ve başarılı fırlatılışı görmek belki sonraki testlerin ardından gerçekleşecektir. Elon Musk ile fırlatma öncesinde yapılan birçok röportajda, Falcon Heavy’nin bu fırlatışının bir test uçuşu olduğu, o nedenle başarısız olma ihtimallerinin de yüksek olduğunu belirtmesi, geri sayımı beklerken bizim de kalbimizin hop hop etmesine sebep oldu. Normalde test fırlatmalarında gerçek yük konmaz, onun yerine iddia ettiği yükü taşıyabileceğini kanıtlamak için beton bloklar ağırlık niyetine konurdu. Böyle bir şey yapmak yerine Elon Musk, olayı biraz daha dramatize ederek hatta nerdlerin de damarlarına dokunacak sembollerle kendi kiraz rengi kırmızı Tesla Roadster’ının içine astronot kıyafeti giymiş cansız manken Starman ile Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabından da hatırlanacak sahnelerin de olduğu bir yük hazırladı. Bu fikrini Twitter’da paylaştığında şaka yaptığını düşünmüştüm. Ancak roketin ucunda kırmızı Tesla’sının fotoğraflarını gönderince herkes gibi şaşkınlığımı gizleyemedim. Fırlatma öncesi Elon Musk, başarısızlık halinde de dünyanın en büyük havai fişek gösterisini izleyeceğiz diye de endişesini esprili bir şekilde dile getirmekten çekinmedi. Fırlatıldığı platform hem özel hem de tarihi bir platform olan Cape Canaveral Pad 39A. Bu platformdan daha önce hem Apollo 11’in gidişini izlemiştik, hem de uzay mekikleri de buradan fırlatılıyordu. Musk diğer endişesini dile getirirken, “olur da patlarsa ve patlama tam da platformda gerçekleşirse hem platformu kaybederiz, hem de yenisini yapmak bayağı uzun bir süre alır” diyordu. 

Fırlatma geri sayımı başladığında hala her an iptal edilebilir hissi yaşıyordum. Çünkü geri sayımlarda o kadar çok son saniyede iptal vakası gerçekleşiyor ki, roketler ateşlenip yukarı çıkmaya başlamadan inanmamayı tercih ediyorum. Örneğin, 19 Mayıs 2012’deki Falcon 9 fırlatışı T-00:00:00.5’da durdurulmuştu!. Roket kalktıktan sonra okyanus üzerine çıkınca platformun kurtulduğuna sevindim, ki hala her an bir şey olabilir diye gözlerimi kırpmadan izliyorum. T+00:02:34’de 60. km’ye ulaşınca yan iticiler bırakıldı, T+00:03:14’de 90. km’ye ulaşınca merkez itici bırakıldı. T+00:03:49’da 116. km’ye ulaşınca yük kapsülünün kapağı açılıp Tesla Roadster uzaya bırakılıp, David Bowie’nin Space Oddity şarkısı çalmaya başlayınca gözlerim doldu. Üstü açık kırmızı Tesla’nın şoför koltuğuna oturttuğu, bir kolunu pencereye atmış cansız manken Starman, önünde Dünya manzarasıyla bana hayatımdaki en etkili anlarından birisini yaşattı. SpaceX, sonrasında 4 saat 13 dakika boyunca Starman’ın Dünya’dan uzaklaşırken gönderdiği görüntüleri canlı yayında verdi. T+00:08:05’de de yan iticiler sağlam bir şekilde Cape Canaveral üssüne geri döndü ancak merkez itici okyanus üzerine inmesi gerekirken bir kaza yaşandı. Bu testin amacı Falcon Heavy’i fırlatabilmek ve iticileri sağlam bir şekilde Dünyaya geri getirmekti. O bakımdan merkez itici hariç büyük bir başarı diyebiliriz. SpaceX’in bu şekilde diğer eski tip roketlerle en az yarım milyar dolara mal olan fırlatmaları, 63.8 ton gibi çok yüksek yük kapasitesiyle sadece 90 milyon dolara düşürmüş olması, uzay tarihi açısından büyük bir kilometre taşı olarak hatırlanacak. 

İlk planlara göre, Starman’ın Dünya ile Mars çevresinde büyük oranda elips bir yörüngede çok uzun yıllar boyunca kalacaktı. Ancak fırlatma sırasında Tesla’nın maruz kaldığı fazladan itki nedeniyle, yörüngeden çıktı ve Mars yerine asteroit kuşağına doğru yol aldı. Eldeki ilk verilere göre güneş çevresinde 19 ay süren bir yörüngede dolanacak. Ancak güncellenen yörünge dinamiğine göre bir daha kolay kolay Tesla’yla yakın geciş yapamayacağız. Bir sonraki yakın gecişi eğer yörüngede herhangi bir değişim olmazsa 2073 yılı gibi görünüyor ve herhalde o zamandaki astronomlar teleskoplarıyla izlerler. Ne yazık ki, araca ne güç desteği için güneş panelleri, ne de Dünya ile iletişim kurması icin anten konuldu. Dolayısıyla uzaya çıktıktan sonraki ilk dört saat 13 dakika boyunca kameranın pili bitene kadar canlı yayın ile Starman’ın Dünya’dan uzaklaşmasını izledik. Sonrasında da bütün enerji bittiğinden teknik olarak uzayda boş boş hareket eden (insan yapımı) bir tür asteroit oldu. Unutmadan eklemek gerekir ki, insanlığın uzaya gönderdiği ilk araba Elon Musk’ın Tesla’sı değil. Bundan önce Ay programıyla beraber Apollo 15, 16 ve 17 ile 1971 ve 1972 yılları arasında üç adet araba Ay’a gönderilmişti. Astronotlar bu araçlarla Ay’da 27 ila 36 kilometre arası yol yapmışlardı. 

Birçok defa sorulan sorulardan birisi de, bu destek pek anlaşılmadığından dolayı NASA ile SpaceX arasında sanki bir rekabet varmış gibi anlaşılmasıdır. NASA, bir devlet kurumu olarak bilim ve teknoloji öncüsü olmak üzere çalışmalar yapar. Kısaca özellikle uzaya ulaşım özel sektör tarafından yapılırsa, NASA daha uzak hedeflere bakar, yani aslında roket teknolojisi için öncü olmuştu ve şu anda özel şirketler bunu devralıyor ki zaten NASA’nın da isteği buydu. Bu Falcon Heavy test fırlatışı ile güçlü ve dev bir roketin fırlatılışını izlemiş olsak da aslında uzun süreli bir riske yapılan maddi ve zaman yatırımının başarılı olduğunu gördük. Bu hem uzay sanayisinin gelişmesine katkı sağlayan bir başarı, hem de girişimcilik adına büyük bir adım. Elon Musk, herkesin olmaz dediğini yaptı ve bundan sonra artık başkaları da cesaret bulacaktır. Musk da zaten “rekabet istiyorum” dedi. Umuyoruz ki SpaceX gibi çok daha fazla uzay şirketi kurulur ve böylece uzaya çıkma maliyetleri çok daha düşer ve belki bizim ömür sürecimiz içerisinde sıradan insanlar bile uzaya hem kolayca hem de ucuz bir şekilde çıkma fırsatı bulurlar. 

(Kafasına Göre – Mart-Nisan 2018)

İLGİLİ