Stephen Hawking’in Ardından

Print Friendly, PDF & Email

Stephen Hawking, 1988 yılında yayınladığı ilk kitabı Zamanın Kısa Tarihi’yle üne kavuştu. 1963 yılında henüz bir doktora öğrencisiyken ALS hastalığına yakalandı. 21 yaşındayken iki sene ömrü kaldığı söylendi. Ancak, Hawking 76 yaşına kadar bilim dolu bir ömür geçirdi ve teorileriyle insanları şaşırttı. Dâhi sözcüğü günümüzde en çok Hawking için kullanıldı. 

Cambridge Üniversitesi teorik fizik profesörü ve dünyaca bilinen popüler fizikçi Stephen Hawking, 76 yaşında hayata gözlerini yumdu. Tekerlekli sandalyesiyle ve bilgisayarla modifiye edilen sesi ile evrene kafa tutan açıklamalarını ara sıra basında görüyorduk. Aslında kime sorsak büyük ihtimalle ismini duymuştur, hatta hep Einstein ile karşılaştırılıp “yaşayan Einstein” deriz ama ne yapmıştır diye sorsak çok az kişiden cevap alırız. 

Kozmolog ve teorik fizikçi unvanlarının yanında her seferinde çok satanlar listesine giren kitaplarıyla ikon bir popüler bilim yazarı olarak ömrü boyunca “her şeyin teorisini” bulmak için çalıştı. Stephen Hawking, 1988 yılında yayınladığı ilk itabı Zamanın Kısa Tarihi ile meşhur olmuştu. Her ne kadar kitap 10 milyon satmış olsa da, o sıralarda lise öğrencisiydim ve kitabını okumak için bayağı emek harcamıştım ve pek de bir şey anlamamıştım desem yalan olmaz. 

1963 yılında henüz bir doktora öğrencisiyken ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) hastalığının teşhisi kendisine daha yeni konmuştu ve daha 21 yasındayken iki sene ömrü kaldığını söylediklerinde elbette 76 yaşına kadar bilim dolu bir ömür geçireceğini kimse tahmin etmemişti. Hastalık zaman içinde bütün vücudunu kapladı ve sadece parmağı ve gözünü oynatması haricinde hiçbir kas gerektiren hareketi yapamaz hale geldi. Ancak o deha derecesindeki beyni hastalıktan hiç etkilenmeyerek çalışmayı sürdürdü. 

Her ne kadar ismini sürekli karadeliklerle, ya da Big Bang ile duymuş olsak da bunları ilk keşfeden Stephen Hawking değil. Hatta Big Bang teorisi 60’lı yıllarda belli çevrelerden destek görebilen kendine göre güçlü bir teori olsa da, ta ki 2003 yılında WMAP uydusundan alınan gözlemsel verilerden sonra herkes tarafından kabul gören bir teori haline geldi. 

Stephen Hawking doktora yıllarında Big Bang’i karadeliklerin tersi olarak düşündü ve çok uzun yıllar boyunca teorik fiziği biraz da felsefe ile birleştirerek Big Bang’den önce ne vardı sorusuna cevap aramaya çalıştı. Aslında buna tam olarak felsefe dememeliyiz, Çünkü bunu matematiksel olarak kurgulamaya çalıştı. Malum şu anda elimizdeki veriler ile Big Bang’den 10-43 saniye sonrasını fiziksel olarak açıklayabiliyoruz ama öncesi ile ilgili herhangi bir veri olmadığından ya din, ya da felsefe devreye giriyordu. 

Stephen Hawking 1973 yılında fiziğin iki büyük teorisi olan kuantum teorisi ile görelilik teorisini birleştirmek istedi. Kısaca belirtmek gerekir ki, kuantum teorisi atomik düzeyde parçacıkları açıklamak için kullanılırken, Einstein’ın görelilik teorisi de yıldızlar, galaksiler gibi çok büyük cisimler, ya da çok yüksek hızda giden cisimler için kullanılıyor. Biri mikro kozmos, diğeri makro kozmosa hükmeden bu iki teoriyi kullanarak, karadelikleri kuantum teorisiyle açıklamaya çalıştı. 

Kendisinin de başta pek inanmadığı ama matematiksel olarak elde ettiği sonuçlara göre karadeliklerden parçacıklar çıkıyordu. Genel kabul gören teoriye göre, çevrelerindeki kütle çekim gücünün çok büyük olmasından dolayı ışık dahil karadeliklerin içine giren hiçbir şey geri çıkamazdı. Sonradan “Hawking Işınımı” olarak adlandırılan bu fenomen, bilinen teorinin aksine maddeyi yok eden değil, bilakis maddeyi yaratan bir konuma getirmiş oldu. Yani birisini karadeliğe attığımızda, o kişi ve de onu oluşturan hiçbir atom geri dönemez, ama onun kütle enerjisi ışınım olarak dışarı çıkar. 

Bu makale 1974 yılında prestijli Nature dergisinde yayınlandı ve kuantum ile kütle çekimini birleştiren bir kilometre taşı olarak bilim tarihine kaydedildi. Üzerinden 44 yıl geçmiş olsa da hâlâ bu ışınımı gözlemsel olarak keşfedemedik. Bu gözlem yapılamadığından dolayı da yıllardır beklenilen/ beklediği Nobel ödülünü de alamadan hayata gözlerini yumdu. Ancak 2002 yılında, Hawking Işınımı formülünün öldükten sonra mezar taşına işlenmesi vasiyetinde bulundu. 

Son yıllarını özellikle Big Bang öncesinde ne vardı sorusunu cevaplamak için harcadı ve yakın zamanda cevabı bulduğunu duyurdu. Hiçbir şey! Şöyle açıklıyor: Şu anda evrenimiz sürekli genişliyor. Eğer ki geri tuşuna basarsak, hızla zamanda geriye gitsek Big Bang anındaki o atom-altı küçük parçacığa kadar geri sıkıştırırız. Bu çok küçük ama aşırı yoğun ısı ve enerji noktasında, bildiğimiz fizik yasaları artık geçerli olmaz. Bir başka açıdan bakarsak, evren oluşup genişleme henüz başlamadığından “zaman” da henüz oluşmamıştır. Yani filmi geriye sardıkça, evren geriye doğru küçüldükçe zamanın da en sonsuz küçük haline ulaşmış oluruz. 

Hawking’in burada ifade etmeye çalıştığı şey; “zamanda geriye gittikçe hiçliğe doğru geri gideriz ama tam olarak hiçliğe ulaşamayız, yani aslında Big Bang hiçlikten bir şey oluşması değildir, biz sadece böyle düşünmek istiyoruz”. Bu düşünce de elbette fizik tarihindeki yerini alacak, ancak Big Bang anı ve öncesinde ne vardı soruları her zaman kafalarımızı meşgul edeceğe benziyor. 

Sağlık durumunun güçlüğü hayatı doya doya yaşamasına engel olmadı. Sürekli yurtdışında konferanslara katılıp konuşmalar verdi, gezgin olarak Antarktika dahil birçok yer dolaştı, birçok sinema ve dizi filmlerinde kısa rollerle sahne aldı. 65’inci yaş gününde Zero G uçağına binerek yerçekimsiz alanda ağırlıksızlık deneyimi yaşadı. Hatta eğer ki Richard Branson’un Virgin Galactic şirketi uzay turizmi için hazırladığı uzay aracını bitirmiş olsaydı, uzaya gitmek için de bileti hazırdı. Evet, bir yıldız kaydı ve dünya bir dehasını yitirdi. Charles Darwin ile Isaac Newton’un mezarlarının yanı başına gömüldü. Huzur içinde uyusun.

Bu yazı Atlas Dergisi için yazılmıştır, dergi sayfalarını indirmek için pdf’i tıklayınız.

(Uzay Atlası – Nisan 2018)

İLGİLİ