Mars’ın Uyduları Phobos ve Deimos

Print Friendly, PDF & Email

Son zamanlarda hep Mars misyonlarından bahsediyoruz ama Mars’ın iki uydusu sürekli gözden kaçıyor gibi görünüyor. Bazı projelere göre bu uydular belki gelecekteki Mars yolculukları için bizlere kolaylık sağlayacak bir öneme sahip bile olabilirler.

Mars’ın çevresinde çapı yaklaşık 23 kilometre olan Phobos ve çapı yaklaşık 13 km olan Deimos isimli iki uydu dolanır. Bu uyduları, çapı 3.473 km olan Ay ile karşılaştırdığımızda onların uydudan ziyade aslında Mars’ın çevresinde dolanan iki büyük kaya parçası olduğunu söyleyebiliriz. İki uydu da 1877’de Mars ile Dünya yakınlaşması sırasında ABD’nin Deniz Kuvvetleri Gözlemevi (Naval Observatory) astronomu Asaph Hall tarafından birkaç gün arayla keşfedildi.

Phobos, Mars’ın merkezine 9.377 km uzaklıkta olup 7 saat 39 dakikada Mars’ın çevresinde dolanırken, Deimos ise 23.436 km uzaklıkta olup 30 saat 18 dakikada dolanır. Yine Ay-Dünya ikilisi ile karşılaştırırsak, Ay, Dünya’ya 384.000 km uzakta olduğundan bu iki uydunun Mars’a uzaklığı ile karşılaştırıldığında bu uyduların Mars’ın dibinde olduğunu söyleyebiliriz. Mars’ın kendi ekseni etrafındaki dönüşü 24 saat 40 dakika olduğundan dolayı da gelecekte Mars’a gidecek yerleşimciler, bir gün içinde iki kez Phobos’un hem doğuşunu, hem de batışını göreceklerdir. Uydular çok yakın olsalar da boyut olarak çok küçük olduklarından, Mars gökyüzünde Ay kadar parlayamayacaklar. Phobos, Mars’ta Ay’ın Dünya’dan bakıldığında göründüğünden üçte biri kadar küçük görünürken, Deimos ise bizdeki parlak gezegenler gibi küçücük görünecek. Tabii özellikle Phobos’un yörünge eğimi, neredeyse Mars’ın Güneş ile olan yörünge eğimine çok yakın olduğundan (1 derece), her akşam Phobos tutulması yaşanabilecek bir durumda olacak. Gelecekte Mars’ta yaşayacakları ilginç romantik günler bekliyor.

UYDULARA GİDEN ARAÇLAR

Bugün Phobos ve Deimos hakkında bilinenlerin çoğu Mars’a yapılan eski Mariner 9, Viking 1, Viking 2 ve Phobos 2 misyonlarından elde edildi. Özellikle ilk üç misyonun ana amacı bu uydular değildi ama bunlara yakın geçişler yaparak hem yüksek çözünürlüklü fotoğraflar çektiler hem de yüzey yapılarına dair ipuçları elde etmemizi sağladılar. Tabii Sovyetler Birliği’nin Phobos’u araştırmak için yaptıkları girişimlerden de bahsetmeden olmaz. Sovyetler, Temmuz 1988’de birbirinden bağımsız Phobos 1 ve Phobos 2 adlı iki misyon göndermişti. NASA ile direkt yarışa girmeden, “NASA Mars’a gidiyorsa, biz de Mars’ın uydularını en iyi şekilde araştırırız” mantığı ile hedef olarak Phobos’a yönelmişlerdi. Hatta o zamanlara kadar yapılan en ağır yörünge araçları da bu iki misyondu (2,6 ton). Bu araçlar hem Mars’ı görecekler hem de esas hedef olarak Phobos’un yüzey yapısını araştıracaklardı. Ancak Phobos 1, Mars yolunda giderken bir bilgisayar komutu hatası nedeniyle bozuldu. Uzay tarihinin büyük bilgisayar trajedilerinden birisi olan bu hata, komutlardaki sadece bir tirenin (-) unutulması neticesinde itici motorların durmasına sebep oldu. Sonrasında araç, Güneş panellerini Güneş’e doğru yönlendiremediği için enerjisi azaldı ve iletişim tamamen koptu. Buna yakın zamanda fırlatılan Phobos 2 ise başarılı şekilde Mars’a ulaştı ve bize Phobos’tan yüksek çözünürlüklü 37 tane fotoğraf gönderdi. Fakat Phobos uydusuna indireceği iki tane kondu için yüzeye yaklaşırken 50 metre kala iletişim koptu ve bir daha kurulamadı.

Deimos

Eğer bu iki misyon başarılı olmuş olsaydı, bugün merak ettiğimiz bu uyduların oluşumları, yapıları, insanlı misyonlar için uygunlukları hakkında 33 sene öncesinden bilgi edinmiş olacaktık.

UYDULARIN FİZİKSEL YAPILARI

Her iki uydu da aşırı küçük olmalarından da kaynaklanan bir sebeple, mükemmel küre şeklinde değil de o boyutlardaki asteroitler gibi patates şeklinde, yaklaşık olarak elipsoid diyebileceğimiz bir yapıda bulunuyorlar.

Phobos, kırmızı-öte dalga boylarında yansıma yaptığı ve yüzeyine gelen ışığı soğurduğu için Mars ile Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı’nın Jüpiter’e yakın dış kısmında yer alan D-tipi asteroitlere çok benziyor. Bunun yanında bu bölgede yaygın olarak bulunan karbon yapılı C-tipi asteroitlerle de bir akrabalık olması ihtimali var.

Her iki uydu da yoğun şekilde kraterli yapıda ve bu, yüzeylerinin en az 3 milyar yaşında olduğunu ve ilk oluşum sırasındaki ağır bombardımanda ciddi çarpışmalara maruz kaldıklarını gösteriyor. Ancak Deimos, yüzeyine daha pürüzsüz bir görünüm kazandıran ince bir tozla kaplı görünüyor. Bu toz; yüzey, darbelerle daha kolay toz haline geldiği için yüzeyi kaplamış olabilir veya Deimos’un güney yarım küresine aldığı şiddetli darbenin sonucu olarak tozlar önce dağılmış, sonra kütle çekimi ile aşağı çekilip bütün yüzeyi kaplamış olabilir. Phobos’un yüzeyinde bulunan büyük çarpma kraterine doğru çizgisel oluklar görülür. Bunların belki de bu krateri oluşturan çarpışmadan kalan izler olabileceğine dair tahmin yürütülebilir.

Gel-git etkilerinin Phobos’u Mars’a her geçen yıl daha da yaklaştırdığına dair bazı kanıtlar bulundu. Böylece uydu yaklaşık 100 milyon yıl içinde ya parçalanıp Satürn’ün halkaları gibi Mars çevresinde bir halka oluşturacak ya da direkt Mars’a çarpacak.

UYDULAR NASIL OLUŞTU?

Sanırım asteroitler hakkında bu kadar çok bilgi verince olayın nereye doğru gittiğini az çok tahmin etmişsinizdir. Geçmişe bakan bir teleskobumuz olmadığı için tam olarak ne olduğu, nasıl oluştukları hakkında direkt bir şey söyleyemeyiz. Ancak yüzey yapısından ve element kompozisyonundan dolaylı olarak bazı tahminlerde bulunabiliriz.

En destek gören teori, büyük ihtimalle asteroit kuşağından kopan iki asteroidin, zaman içinde Mars’ın çekimine kapılarak yavaşlaması ve Mars’ın yörüngesine girmiş olması. Bugün Mars atmosferi çok ince olsa da birkaç milyar yıl önce daha kalındı ve bu asteroitler geçerken Mars’ın üst atmosferi tarafından yavaşlatıldı.

Phobos

Asteroitler zaten küçük olduğundan dolayı, yörüngeye belli bir açıda ve yavaşlıkta girerlerse Mars tarafından kapılmış olma ihtimali yüksek. Ancak bugün uyduların Mars çevresinde neredeyse çembersel bir yörüngeye sahip olması düşündürücü.

Öte yandan Phobos yüzeyinde tespit edilen bazı özel silikat minerallerinin direkt Mars’ta da bulunuyor olması, milyarlarca yıl önce Mars’a çarpan bir cismin Mars yüzeyinden parçaları kopartıp, bu parçaların tekrar Mars yörüngesinde birleştirerek bu uyduları oluşturduğu yönünde de farklı bir bakış açısı daha var.

Bu iki güçlü teori, uyduların oluşumları ile ilgili belli argümanlar sıralasa da her ne olursa olsun, bu uyduların yüzeylerine konan bir araç olmadan çoğu soruyu cevaplayamayacağız. Bir yüzey aracı ile özelliklerini, oralardaki kayaç yapılarını, elementlerin bolluğunu, Mars’ta bulunan elementlerle benzerliğini ve oranlarını tespit ederek oluşumlarına dair önemli tahminler elde edebiliriz.

Bu tür soruları cevaplamak için farklı uzay ajanslarının birkaç misyon planı var. En güçlülerinden birisi, henüz fırlatma tarihi belli olmasa da (2024 gibi düşünülüyor) Japon Uzay Ajansı (JAXA)’nın “Martian Moons eXploration (MMX)” adı verilen misyonu.

Araç fırlatıldıktan bir sene sonra Mars uzay sahasına girecek (elbette bugün böyle bir kelime yok ama hava sahası var ise, gelecekte bir gezegenin uydularıyla bulunduğu bölge için böyle bir tanım oluşturulabilir) ve sonrasında da Phobos uydusunun yörüngesine girecek.

Aracın içinde bir numune toplama aracı da olduğu için Phobos’un yüzeyine iniş yaparak, taş ve toz toplamaya çalışacak. Her şey yolunda giderse 2029 yılında bu numunelerin geri getirilmesi planlanıyor. Bununla beraber NASA, OSIRIS-REx II ve Rusya da daha önceden fırlatılması başarılı olmayan Fobos-Grunt misyonunun ikinci versiyonunu yeniden yapmayı planlıyor.

Henüz hiçbir misyon tam olarak fonlanmasa da umuyoruz ki en azından birisi bu uydulara giderler ve oralardan bize numune getirip bu uydulara ait yepyeni bilgiler elde etmemizi sağlarlar.

Bu yazı Popular Science Turkiye Dergisi için yazılmıştır, dergi sayfalarını indirmek için pdf’i tıklayınız.

İLGİLİ